DİNİ SORULARINIZA ÇÖZÜMLER

ANA SAYFA | MAKALELER | DUA SAYFASI | ZİYARETÇİ DEFTERİ | KISA TARİHÇE | KİTAPLARI
------------

 » MAKALELER

Okunma Sayısı : 1417

Yaptığımız iyilik ve ibadetleri kendimize mal edebilir miyiz?

İnsanın içinde, yaptığı ibadet ve iyiliklerinden memnuniyet duyma ve bunları nazara verme temayülü var. Bu tür arzu ve heveslere karşı mü'mince bakış ve düşünüş nasıl olmalıdır?
İnsan, yaptığı iyilik ve ibadetleri en mükemmel olarak görüp nefsine mal edebilir mi?

Bu soruya Hocaefendi'nin verdiği cevabı birlikte okumakta büyük fayda gördüm. Bakalım iyilik ve ibadetlerimizi, hassas takva terazisiyle biz de tartabiliyor muyuz görelim diye düşündüm. Birlikte okuyoruz, verilen önemli örnek ve misalleri.

İnsan, Cenab-ı Hakk'ın inayet ve tevfikiyle, kimi zaman, bazı güzel işler ortaya koyabilir. Fakat ortaya konulan bu amellerin, o ameller için gerekli olan evsafa uygun yerine getirilip getirilmediğine dair elde bir garanti bulunmamaktadır. Kim bilir belki de mevcut imkânlarla daha sağlam ve daha güzel bir amel gerçekleştirilebilirdi. Bu açıdan insanın, büyük bir başarı gibi görülen muvaffakiyetler karşısında bile, kendi kendine "Acaba ben, bana verilen bu imkânları tam olarak kullanabildim mi? Daha iyi bir sonuca ulaşma adına gerekli performansı ortaya koyabildim mi?" sorularıyla kendini ve yapıp ettiklerini kritiğe tabi tutması gerekir...

Bunu yapılabildiği takdirde zannediyorum insan, en büyük muvaffakiyetler karşısında bile, "Öyle görülüyor ki, ben bu işi tam beceremedim. Onu, murad-ı ilahiye uygun ve beni tatmin eder şekilde yerine getiremedim." diyecek; ve kendini beğenmek bir yana, muhasebe duyguları içinde kendini levmetmeye, tenkide duracaktır.

Bir misal olması açısından ifade edeyim: Milletimiz namazın eda edilmesini, "namaz kıldım" tabiriyle dile getirir. Hâlbuki Kur'an-ı Kerim ve Sünnet-i Sahiha'da namazın bize bir vazife olarak verilmesinde kullanılan kelime "ikâme"dir. Bunun manası ise bütün mâsivâdan sıyrılarak namazı, iç ve dış şartlarıyla tastamam yerine getirme, Allah'ın bize tahmil ettiği bu emanetin hukukuna kemal-i hassasiyetle riayet etme ve o âbideyi kendine has renk, desen ve çizgileriyle arızasız ve kusursuz bir şekilde ortaya koyma demektir.

Bu açıdan, "Namazı ikâme ettim" diyen bir insana, "Sen hakikaten namazı, erkân-ı zâhiriye ve batıniyesiyle tastamam ortaya koydun mu?" diye sorabilirler. Kılma kelimesine gelince, onda, bir mânâda aradan çıkarma ve geçiştirme gibi bir sun'îlik vardır.

İşte ben, milletimizin namaz vazifesinin edası için "kılma" tabirini kullanmasını, onun edep ve terbiyesinin bir gereği olarak görüyorum. İhtimal ki insanımız şöyle düşünmektedir:

"Eğer kıldığım namazın iç veya dış yapısında bir arıza varsa, ben bu namazı ikâme ettim diyemem. Bilakis onu, gücümün yettiğince şeklen eda ettim. Ancak Cenab-ı Hakk'ın engin rahmetinden ümit ederim ki; O, benim gibi namazını yarım yamalak eda eden bir insanı da affeder." Mahviyet, hacalet ve tevazu mülahazasının bir sonucu olarak ortaya çıktığına inandığım böyle bir ifadeye bayıldığımı söyleyebilirim.

Şimdi mesele böyle olunca, insanın yaptığı iş ve amellerine güvenmesinin tehlikeli bir yanı var demektir. Bunun yerine insan, bir yandan "tam yerine getiremedim" diyerek daha mükemmelin peşinde olmalı, diğer yandan da, Allah'ın (celle celaluhu) şeklî amellerle bile kullarını affedeceğine ve onları dergâh-ı ulûhiyetinde kabul buyuracağına inanmalıdır. İhtimal ki, Cenab-ı Hak, bu mülahazalara sahip olan bir insanın amellerindeki boşluklarını onun niyetiyle doldurur ve ona göre muamelede bulunur!..

İnsanın ortaya koyduğu güzel işleri düşünmesi, kendisini onlarla ifadeye kalkması, onlardan bahsedilmesini istemesi mahzurlu olduğu gibi, başkalarının kendisine yönelttiği takdirleri sahiplenmesi de aynı şekilde mahzurludur. Bazıları onun hakkında, "Falan şunu yaptı, bunu yaptı" diyebilirler. O bütün bunları onların hüsnüzannına vermeli ve hatta bunları bir içtihat hatası olarak görmelidir.

Gerçi insanların, hüsnüzanlarında yanılmış olmalarını bir günah olarak değerlendirmek doğru değildir. Zira bir insanın suizan edip isabet etmesindense, hüsnüzan edip yanılması daha ehvendir. Bu itibarla hüsnüzannı tercih etmek daha doğrudur. Elverir ki, hüsnüzanda bulunan kişi, dengeyi kaçırmasın, övdüğünü gurura kaptırıp da kazandığını kaybettirmesin
....

 

ANA SAYFA | MAKALELER | DUA SAYFASI | ZİYARETÇİ DEFTERİ | KISA TARİHÇE | KİTAPLARI
Dini Sorulara Cevaplar 2007 - Sitede kullanılan makaleler kaynak belirtmek suretiyle farklı sitelerde ve ortamlarda kullanılabilir.
Web: www.ahmetsahin.org - Email : mail@ org - Webmaster: webmaster@ org