DİNİ SORULARINIZA ÇÖZÜMLER

ANA SAYFA | MAKALELER | DUA SAYFASI | ZİYARETÇİ DEFTERİ | KISA TARİHÇE | KİTAPLARI
------------

 » MAKALELER

Okunma Sayısı : 1734

İslâm?ı İdrâkte İmkân Eşitliğine Bakılır

İslâm?ı İdrâkte İmkân Eşitliğine Bakılır
Cümlemizce bilinen gerçek odur ki, İslâm yalnız bir memlekete, tek ülkeye, muayyen bir kıtaya gelmiş olan hususî bir din değildir.

Geçmiş asırlarda muayyen ülke ve belli kıtalara gelen hususî dinlerin aksine, İslâm, kıta ve ülke tanımayan umumîlik ve küllîlikte bir dindir. Ondan istisna edilecek tek millet ve hattâ tek fert bile yoktur yeryüzünde.

Yaşayan her şuurlu kişi, ister şarkta, ister garbta olsun, İslâm?la mükellef ve mes?ûldür.

Çünkü İslâm, dünya dinidir. Hattâ kâinat dinidir. Hattâ sadece insanların değil, cinlerin, bilcümle ruhanî varlıkların da dinidir. Onlar da İslâm?ın emirleriyle mükellef ve muhataptırlar.

Nitekim âyet-i kerîmede buna işaret eden hükümler vardır.

? Biz insanı ve cinni, sadece ibâdet için yarattık...

Bu bir âyet hükmüdür. Zaten buna itiraz eden de pek yoktur.

Geçmiş asırlarda insanlar bir ölçüde münzevi yaşıyorlardı. Bir ülkedeki olay, diğer ülkeye intikal etmiyordu. Bu sebeple her ülkeye, hattâ her beldeye ayrı Peygamber geliyor ve ayrı kitaplar tebliğ ediliyordu. Günün haberleşme imkânsızlığı bir bakıma bunu da zarurî kılıyordu. Ama artık günümüz insanı geçmişin mahrûmiyetlerini çok geride bıraktı. Yirminci asrın insanı kuşlar gibi semâda uçuyor, balıklar gibi denizlerde yüzüyor, rüzgârlar gibi de karada geziyor. Artık ülkelerde gizli kapaklı şey kalmadı, yayılıp umumîleşti. O kadar ki, Hindistan?ın bir köyünde cereyan eden bir olayı aynı gün bütün dünyanın bilmesi mes?ele olmaktan çıktı.

Dünyanın böyle bir haberleşme ve olayları anında değerlendirme imkânına sahip olacağındandır ki, geçmişteki gibi ülkelere ayrı ayrı Peygamber gelme hikmeti kalkmış, artık bütün dünyaya hitap eden tek ve son Peygamber gelmiş, bütün dünya o Peygamberin tebliğiyle mükellef tutulmuştur.

Bugün dünyada İslâm?dan bahsetmeyen bir radyo ve yayın düşünmek zordur. Lehte ve aleyhte mutlaka âhirzaman Peygamberinden bahsedecek, hiç olmazsa haber olsun diye Kur?an?ın semavî kitap olduğundan, müslümanların o Kur?an?a iman eden insanlar olduğundan söz edecektir.

Bu sebeple, âhirzaman Peygamberinden haberdar olmayan insan pek yoktur. Tafsilâtlı olmasa da kısaca İslâm ve Hazret-i Muhammed hakkında bir fikre varmak mümkündür.

Şurası muhakkaktır ki, herhangi bir İslâm memleketinde yaşayan bir Müslümanla, dar-ı küfürde yaşayan bir insan arasında fark yoktur. Mekke ile Medine?de yaşayan bir Müslüman?ın İslâm?ı bilmesi ile, Amerika?nın en ücra bir köyündeki Manastır?da bulunan bir Hıristiyanın İslâm?ı anlama imkânı aynı değildir.

Buna göre, huzur-ı İlâhî?de ikisi de aynı şekilde İslâm?ın emriyle mükellef mi tutulacak, ikisi de aynı ölçüde mi mes?ul olacaklar?

Buna hayır diyoruz. Zira İslâm herşeyden önce adalet dinidir. Adaletin hükmü ise, akl-ı selîm?in mâkul ölçüsünü aşıp taşmaz.

Bu mevzuda kısaca diyebiliriz ki, insanlar ne nisbette bilme, anlama imkânına sahipse, o ölçüde mükellef ve yine o ölçüde mes?uldürler.an ülkemizde her gün minareleri gören, camileri seyreden, radyodan Kur?an işitip, televizyondan mevlid dinleyenler, elbette bunların hepsinden de mahrum bir hâlde kalan bir diyar-ı küfür köylüsüyle müsavi mükellefiyette olamazlar.

Bunun içindir ki âyette:

? Biz Peygamber göndermediğimiz kavme azâb etmeyiz, buyurulmuştur.

Kendilerine İlâhî tebliğ vaki olmayan zihinler, bu mevzuda düşündürülüp, muhakemeler çalıştırılmayınca bu insanlar bir nevi tebliğsiz kalan mahrum kimselerdir.

Bunlar sadece kendilerini yaratan bir yaratıcının varlığına iman edip, bunu kendi muhakemeleriyle bulmak mükellefiyetindeler. İslâm?ın bütün emir ve nehiylerini bilmeseler de, sadece Allah?ın birliğini bilip, kendilerine göre bir yaratıcının varlığını kabûl etmeleri, onların kurtulmaları için kifâyet edebilir.

Bu mevzuu daha fazla uzatmamak için temel kâidemizi bir daha hatırlatalım:

? Kim ne kadar mes?ûl? diyorsanız, derhal sahip olunan imkân ve ihsana bakın. İşte o kadar mes?ul ve mükelleftir insan.

Bir âlimin mükellefiyetiyle bir câhilinki aynı olmayacağı gibi, bir câhilinki ile bir diyar-ı harp mahrumu köylününki de bir olmaz. Yâni herkes nâil olduğu nimetlerle eşit ölçüde mes?ûl ve mükelleftir ....

 

ANA SAYFA | MAKALELER | DUA SAYFASI | ZİYARETÇİ DEFTERİ | KISA TARİHÇE | KİTAPLARI
Dini Sorulara Cevaplar 2007 - Sitede kullanılan makaleler kaynak belirtmek suretiyle farklı sitelerde ve ortamlarda kullanılabilir.
Web: www.ahmetsahin.org - Email : mail@ org - Webmaster: webmaster@ org