DİNİ SORULARINIZA ÇÖZÜMLER

ANA SAYFA | MAKALELER | DUA SAYFASI | ZİYARETÇİ DEFTERİ | KISA TARİHÇE | KİTAPLARI
------------

 » MAKALELER

Okunma Sayısı : 11252

KADIN ÇOCUĞUNA BAKMAYA MECBUR DEĞİL Mİ?

Kırşehir?den mektup yazan okuyucum diyor ki: ?Geçenlerde bir gazetede bir hanımın yazısı çıktı. İslâmiyetin kadınları koruduğunu ifade eden hanım, şöyle diyordu: ?Bir kadın çocuğunu doğurduktan sonra işi biter. Kadın çocuğa bakıp beslemek mecburiyetinde değildir. Bundan sonrası beyine âittir. İslâm kadına böyle hak tanımıştır.?

Bu ifade doğru mu? Şayet doğru ise, ana sütünden başka bir şeyle beslenemeyen bu çocuğa baba nasıl bakacaktır? Çocuğu doğuran ananın hiç mi mecburiyeti ve sorumluluğu yoktur??

Okuyucuma hemen ifade edeyim ki, mes?ele kısa ifade edilmiştir. Fıkıh açısından genişçe izahı şöyledir:

Hanım doğurduğu çocuğa bakmaya ?diyaneten? mecburdur, ?kanunen? değil. Okuduğu yazının demek istediği de bu olsa gerektir.

Yani, bey dinî mahkemeye başvursa da, hanım çocuğa bakmıyor dese, hâkim kadını mahkûm edemez, sadece nasihat eder, günahtır evlâdına bak, deyip serbest bırakır. Mecbur tutamaz.

Çünkü kadının çocuğuna bakması dinî mecburiyettir, kanunî değildir.

Şayet çocuk başkasından süt almıyor, yahut da beyin durumu başkasını tutmaya müsait olmuyorsa, o zaman hanımın dinî mecburiyetine kanunî mecburiyet de eklenir. Her iki cihetten de çocuğuna bakmaya mecbur ve mükellef olur.

Hanım ?Ben senin çocuğuna (diyaneten) bakmaya mecburum, (kanunen) değil. Öyle ise bakım ücreti isterim,? diyemez. Böyle bir hak talebinde de bulunamaz. Çünkü çocuk ana-baba arasında ortaktır. Mecburiyet halinde hanım da mükelleftir.

Hanımların en bahtiyarı, Cennet hanımlarının en ileri geleni; olan Fâtıma vâlidemizdir. İşte bu Fâtıma vâlidemize evlendiği günü Resûlüllah Aleyhisselâm?ın ilk nasihatı şudur:

? Kızım, sen ev içi işle meşgul olacaksın. Beyin Ali de ev dışı işle meşgul olacaktır!

Nitekim Cennet hanımlarının önderi Fâtıma vâlidemiz, ev işlerini bizzat kendisi yapmış, yavruları Hasan?la Hüseyin?i de yine bizzat kendileri besleyip büyütmüştür.

Ne var ki, bu bakım (diyâneten) vazife olmuş, (hukuken) vazife olmamıştır. Diyaneten vazife oluş da zaten kâfi gelmiş, başka müeyyideye hacet kalmamıştır.

Nitekim hanımın ev işlerini yapması da yine (diyâneten) vazifedir. Kanunen değil.

Hanım bu noktaya dayanarak ev işlerinin dünyevî mecburiyeti yoktur, diye ifa etmese, bey de hanıma bakma mecburiyetindeki cömertliğini terkedip işi cimriliğe dökebilir. Mutfağa getireceği yiyeceklerden katık cinsini ihmal eder, sadece ekmekle iktifa edebilir. Hanımının bu hareketine karşılık da beye böyle bir hak doğmuş olur.

Demek ki, İslâm?da bir tarafa aşırı hürriyet verip diğer tarafı ona mahkûm etmek yoktur. Her iki taraf da fıtrî yapısına, yaratılış özelliğine durumuna göre mükellef tutulmuştur. Biri bir vazifede ihmale gidecek olursa karşılığında bir başka haktan mahrum olabilir.

Bu gibi ihmaller, beyin ev işlerini yaptıracak birini tutmaya kuvvetinin var olup olmamasıyla alâkalıdır. Kudret varsa ihtimaller nazara alınmaz, yapacak birini tutabilir. Ama buna imkânı yoksa hanım için şifahî olan vazife resmiyete meyleder, mecburî mükellefiyet hâlini alır. Aksi halde karşılığında katıksız bakıma lâyık olmak gibi haller doğar.

Nimetü?l-İslâm?a bakılabilir. ....

 

ANA SAYFA | MAKALELER | DUA SAYFASI | ZİYARETÇİ DEFTERİ | KISA TARİHÇE | KİTAPLARI
Dini Sorulara Cevaplar 2007 - Sitede kullanılan makaleler kaynak belirtmek suretiyle farklı sitelerde ve ortamlarda kullanılabilir.
Web: www.ahmetsahin.org - Email : mail@ org - Webmaster: webmaster@ org