DİNİ SORULARINIZA ÇÖZÜMLER

ANA SAYFA | MAKALELER | DUA SAYFASI | ZİYARETÇİ DEFTERİ | KISA TARİHÇE | KİTAPLARI
------------

 » MAKALELER

Okunma Sayısı : 3047

İBADETLERDE HANGİ HATALARIN KEFFARETLERİ VARDIR?

Bazı hata ve kusurların mes?uliyetinden kurtulmak için İslâm?ın ortaya koyduğu keffaret (telafi) müessesesi vardır. Bu müesseseyi iyi bilenler işledikleri belli hatalarının keffaretini verir, sorumluluktan kurtulmaya çalışırlar.

Burada hangi günahların keffareti olacağını, nasıl bir usulle bu keffareti vermekle mes?uliyetten kurtulmanın mümkün olduğunu arzetmeye çalışacağım.

Bilindiği gibi işlenen her günahın keffaretini vermekle mes?uliyetinden kurtulunacağı söylenemez. Keffaret vermekle mes?uliyetinden kurtulunan hata beş çeşittir. Yani beş hatanın keffaretini vermekle mânevî mes?uliyetinden kurtulmak mümkündür.

Bunları şöyle sıralayabiliriz:

1 ? Bilindiği üzere Ramazan orucu sabaha karşı imsakla başlar, akşam iftar dakikasıyla biter. Bir kimse, niyet ettiği Ramazan orucunu bu imsak dakikası ile iftar dakikası arasında kasden bozarsa buna keffaret gerekir, bu günahın mes?uliyetinden ancak arka arkaya tutacağı altmış keffaret orucuyla kurtulabilir. Başladığı Ramazan orucunu özürsüz bozma günahına giren bu kimse bu günahının cezasını fasıla vermeden tutacağı bu altmış oruçla çekmiş, yediği orucun mes?uliyetinden böylece kurtulmuş olur... Ancak bu kimse hasta veya yaşlı ise arka arkaya altmış keffaret orucu tutacak sıhhî kudrete mâlik değilse ilerideki günlerde de böyle sıhhat ve tâkate sahip olacağı ümidi yoksa bu defa altmış fakiri doyurmak mânâsında altmış fakire birer fitre miktarı para verir, fakirlere verdiği bu altmış adet fitreyle altmış orucunu ödemiş, keffaretini yapmış sayılır.

Bunu daha da kolaylaştırmak isterse ya bir fakire altmış gün birer fitre miktarı para vererek altmışı tamamlar, ya da hergün ayrı ayrı birkaç fakire birer fitre vererek bu altmışı kısa zamanda tamamlama yolunu tercih eder. Burada dikkat edilecek husus bir fakire aynı günde iki tane keffaret parası vermemektir. Çünkü bir fakir bir günde iki adet orucu birden tutmaya muktedir olmaz.

2 ? Yemin keffareti:

İnsan diline ve sözüne mâlik olmalı, ciddî bir sebeb yokken yemin etmemelidir. Ancak doğan zaruretten dolayı yemin etmişse artık yemininde durmalı, bozmamalıdır.

Bununla beraber ettiği yemini bozmak günahına girecek olursa bunun mes?uliyetinden de keffaret vermekle kurtulabilir. Yeminin keffaretinde sadece on fakire birer fitre miktarı para vermek vardır. Bu da diğer keffaretler gibi bir adama bir günde verilmez, ya bir fakire on günde birer fitre vermekle on fitre verilir, ya da ayrı ayrı on fakire verilerek bir günde bir adama iki tane verilmeden kısa zamanda işi bitirme tarafı tercih edilebilir.

Keffaretler birer tevbe mânâsına geldiği için hata işlemeden keffaret verilmez, günah işlenmeden tevbesi yapılmayacağı gibi.

Aynı zamanda bu keffaret paraları tamamen fakirin hakkı olduğundan hayır kurumlarına vermekle de mes?uliyetinden kurtulunmaz, mutlaka fakire verilmesi gerekir.

3 ? Zıhar keffareti:

Karısının tamamını veya mahrem bir uzvunu nikâhı ebedî olarak haram olan bir mahremine benzetmek günahından doğan keffarettir. Bunun izahı fıkıh kitaplarındadır. Bunda cinsî duygu ile hürmet ve saygı hissi karıştırılmaması hikmeti vardır.

4 ? Hacda iken zamanından önce tıraş olmaktan doğan hatanın keffareti.

5 ? Bir Müslümanı veya zımmîyi hata yoluyla öldürmek günahından doğan keffaret.

SUAL:

? Bu son üç hatanın afvına vesile olan keffareti verecek kadar parası olmayan adam ne yapar?

CEVAP:

? Keffaret verecek kadar parası olmayan fakir üç gün oruç tutar, bir daha bu hatayı işlemeyeceğine Allah?a söz verir, istiğfarda bulunur. Bu üç gün oruca da sıhhati müsaade etmiyorsa bir daha aynı hataya düşmemeye dikkat edip tevbe istiğfarla iktifa eder. Mutlaka keffaret verme mecburiyeti olmaz.

SUAL:

? Birkaç defa keffaret gerektirecek şekilde Ramazan orucunu bozmuş kimseye bozduğu oruçlar sayısınca keffaret mi düşer, yoksa yediği oruçları bir bir kazâ edip sonra hepsine birden tek keffaret tutmak yeter mi?

CEVAP:

? Keffaret bir ceza demektir. Aynı günlerde yenen oruçların her biri için verilecek bu ceza hep aynı cezadır, ceza tek olunca tekrar etmesi gerekmez. Geçmişte yenen oruçların her biri ayrı ayrı kazâ edilir, sonra bunların hepsine birden tek keffaret tutularak, borçtan kurtulunur. Şayet bu keffaretten sonra yine oruç bozulursa yeniden keffaret gerekir. Eskisi kurtarmaz.

SUAL:

? Keffaret orucunu arka arkaya tutmak şarttır. Ara verilirse yeni baştan tutmak gerekir. Ancak kadınlar ay hâlinde iken ne yapacaklar? Bu hâlde iken de oruca devam mı edecekler, yoksa onlar için bu günlerde ara verme müsaadesi var mıdır?

CEVAP:

? Kadınların bu hâlden iki ay kurtulmaları mümkün olmadığından muayyen günlerin başlamasıyla keffaret orucuna ara verip temizlendikten sonra devam etmeleri gerekir. Ancak doğum yüzünden verilen ara, bu müsaadeye tâbi değildir. Onda yeni baştan başlamak mecburidir.

SUAL:

? Üç çeşit yemin vardır. Bunlara Yemin-i Lâğiv, Yemin-i Gamûs ve Yemin-i Mün?akide denmektedir. Bunların hangisine keffaret lâzım gelmez, hangisine gelir? Hangisini de keffaret dahi kurtaramaz?

CEVAP:

? Bu üç yeminden birincisine keffaret lâzım gelmez. Çünkü bu yemin yanlış olduğu, aslı olmadığı bilinmeden yapılan yalan yemindir. Yemini yapan kendini doğru ve yeminini sahih sanıyor, meselâ borcunu vermediği halde verdi sanarak ?Vallahi borcumu verdim..? diyerek yemin ediyor. Kötü niyet taşımadan yalan olduğu ihtimali bile hatıra gelmeden yapılan bu yemine ?Yemin-i Lâğiv? yani boş yemin denir, sahibini mes?ul etmediğinden ne keffaret, ne de başka bir şey lâzım gelir.

İkinci yemin ise; bunun tam aksine bilerek yalan yere yapılan yemindir ki bu öyle günah ve öyle hatalı bir yemin ki sahibini keffaret bile kurtaramamakta, bu yüzden kasıtlı olarak yapılan bu yemine keffaret dahi lâzım gelmemektedir. Meselâ: Vermediğini bildiği borcunu ?Vallahi verdim? demesi, mahkemede görmediği şeye ?Vallahi billâhi gördüm? diyerek yalancı şahidlik edip yalan yere yemin etmesi gibi. Buna da ?Yemin-i Gamûs? denmektedir ki, bu yemin sahibinin, yuvası bozulup sıhhatinin kaçacağı hadîsle sabittir.

Üçüncü yemine gelince: İşte keffaret gerektiren yemin bu yemindir. Buna Yemin-i Mün?akide denmektedir. İstikbâle âit şeyler üzerine yemin.

Meselâ şu işi ?Vallahi böyle yapmayacağım, billâhi şunu bu vakitte vereceğim... Tallahi borcumu falan tarihte ödeyeceğim? gibilerden. Bu gibi yeminlerde mutlaka verilen sözde durulmalı, yapılan yeminde sabit kalınmalıdır. Ancak istikbâle âit bu yeminde durulmaz da bozulursa işte bu bozmaya keffaret lâzım gelir, bozmanın günahından kurtulmak için on fakire birer tane fitre miktarı para vermek vâcib olur.

Şu hale göre yeminin birincisinden kaçınmalı; ikincisine ise asla tenezzül edilmemeli, kasıtlı olarak yalan yere yemin edilmemeli; üçüncüsünde ise bozulduğu takdirde keffaretini vererek mes?uliyetinden kurtulma tarafı te?min edilmelidir.

SUAL:

? Yapılan yemin bir iyiliği yapmayacağına, yahut bir kötülüğü mutlaka işleyeceğine dairse bu yeminde de durmamalı, yoksa bu yemini bozup keffaret vermeyi tercih mi etmeli?

CEVAP:

? Bir iyiliği terketmeye, yahut bir kötülüğü yapmaya dair edilen yeminlerde durmamalı, bozup keffaretini vermelidir. ?Vallahi, tallahi, anamla, babamla konuşmayacağım, komşumla küs duracağım..? gibilerden yapılan yeminler bozulmalı; birine şu hakareti yapıp, şu kötülüğü icrâ edeceğim... gibi günah olan yeminlerde ısrar etmemeli; keffaretini vermeyi tercih etmelidir. Çünkü o gibi yeminleri yerine getirmeyip de keffaret vermek sevaptır. Sevap varken günah işlemeye sebeb yoktur. ....

 

ANA SAYFA | MAKALELER | DUA SAYFASI | ZİYARETÇİ DEFTERİ | KISA TARİHÇE | KİTAPLARI
Dini Sorulara Cevaplar 2007 - Sitede kullanılan makaleler kaynak belirtmek suretiyle farklı sitelerde ve ortamlarda kullanılabilir.
Web: www.ahmetsahin.org - Email : mail@ org - Webmaster: webmaster@ org