DİNİ SORULARINIZA ÇÖZÜMLER

ANA SAYFA | MAKALELER | DUA SAYFASI | ZİYARETÇİ DEFTERİ | KISA TARİHÇE | KİTAPLARI
------------

 » MAKALELER

Okunma Sayısı : 2043

Taksimatı İlahiye razı mısnız?.

AHMED ŞAHİN

10.05.2005  SALI

Kendinizle ve çevrenizle ne kadar barışıksınız?

Şakık-ı Belhi?nin talebesi ünlü vaiz ve mutasavvıf Hatem-i Asam (H. 237) bir ara Belh Camii?ndeki kürsüsünden cemaatine şöyle bir soru sorar: Söyleyin bakayım, der senelerdir dinlediğiniz benden ne öğrendiniz?

Cemaat, fıkıhtan, tasavvuftan öğrendiklerini anlatırken müdahale eder: ?Hayır hayır!? der. Bunların hiçbiri benim asıl anlatmak istediğim değildir. Siz asıl anlamanız gerekeni anlamamışsınız. Öyle uzun uzadıya anlatmaya gerek yoktur; benim anlatmak istediklerimi. İki cümle içinde özetleyin benden öğrendiklerinizi yeter, der. Meraklanırlar: Senelerdir anlattıklarınızı iki cümle içinde mi anlatacağız? Evet, der. Sadece iki cümle öğretmek istedim sizlere. Neymiş o iki cümle anlatın da biz de öğrenelim, derler. Hatem-i Asam da anlatır senelerdir anlattıklarını iki cümle içinde. Bakın ne der:

Benden şu iki gerçeği öğrenin yeter. Biri, kendinizde olana kanaat etmek! Öteki de başkalarında olana haset etmemek! İşte, benim senelerdir sizlere anlattıklarımın özeti. Kendinizde olana kanaat etmeniz, başkalarında olana da haset etmemeniz. Bu iki gerçek var mı sizin gönül dünyanızda; her şey var demektir. Bu iki gerçek yok mu iç aleminizde; hiçbir şey yok demektir. Hiçbir şey öğrenmemişsiniz benden!

Ne dersiniz aziz okuyucularım bu iki cümleye? Sanki kâmil insan olmanın vazgeçilmezi midir gerçekten de bu iki cümle? Kendimizde olana kanaat etmemiz. Başkalarında olana da haset etmememiz.

Meselenin bir başka önemli yanı da şudur. Kendimizde olana kanaat edersek, kendimizle barışık oluruz. Başkalarında olana haset etmezsek, başkalarıyla barışık oluruz. Yani hem kendimizle hem de çevremizle barışık olmamız da; ancak böyle sağlam bir anlayışla mümkün olur?

Peki, sadece bu kadar mı, kendimizde olana kanaat edip başkalarında olana haset etmemenin sonucu? Yoksa dahası da var mı?

Elbette dahası da var. Asıl mühim olanı da bundan sonrası olsa gerektir. Bir de ona göz atın lütfen... Biliyorsunuz insanlar çalışır, çabalar, kendilerine düşeni yaparlar. Ama sonunda Rabb?imizin takdiri ne ise o olur. Varlık, darlık hepsi de nihayet Rabb?imizin bize münasip bulup yaptığı takdiridir. İşte kendinde olana kanaat eden adam, Rabb?inin kendisi için yaptığı bu takdirlerine de razı olan adamdır. Rabb?inin takdirine razı olandan ise Rabb?i razı olmaktadır. Asıl mesele de buradadır. Rabb?inin takdirine razı olandan Rabb?i de razı olmasında. Burasını da bir başka misalle açalım isterseniz.

Hz. Musa aleyhisselam Tur?daki duasında der ki: Rabb?im, sen kullarından ne zaman razı olursun bildir de bende kullarına bildireyim. Onlar da senin razı olacağın duygu ve düşünce içinde olsunlar. Şöyle buyurur Rabb?imiz: Kullarım benden ne zaman razı olurlarsa, ben de o zaman razı olurum onlardan!.. Öyle ise yoklayın iç dünyanızı! Kontrol edin duygu ve düşüncelerinizi. Siz Rabb?inizin takdirinden razı iseniz, Rabb?iniz de sizden razıdır. Var mı böyle bir teslimiyet ve tevekkülünüz, kendinizle çevrenizle barışıklığınız?

04.05.2005

e-posta adresi:a.sahin@zaman.com.tr

 

Habere yorum ekle      Yazıcı uyumlu sayfa      Arkadaşıma gönder

....

 

ANA SAYFA | MAKALELER | DUA SAYFASI | ZİYARETÇİ DEFTERİ | KISA TARİHÇE | KİTAPLARI
Dini Sorulara Cevaplar 2007 - Sitede kullanılan makaleler kaynak belirtmek suretiyle farklı sitelerde ve ortamlarda kullanılabilir.
Web: www.ahmetsahin.org - Email : mail@ org - Webmaster: webmaster@ org