DİNİ SORULARINIZA ÇÖZÜMLER

ANA SAYFA | MAKALELER | DUA SAYFASI | ZİYARETÇİ DEFTERİ | KISA TARİHÇE | KİTAPLARI
------------

 » MAKALELER

Okunma Sayısı : 3538

Ani ölümler, hazırlıklı insanda hayra mı alâmettir?

 

Günümüzde gittikçe çoğalan ani ölümler bir bakıma hayra alamet gibidir. Sıkıntı çekmeden, azap hissetmeden, kimselere yük olmadan, ele avuca düşmeden.

Emaneti teslim etmek gibi bir görüntü... Ama diğer yandan bu hayra değil şerre alamet gibi de görünmektedir. Ahiret hazırlığı yapamadan, üzerindeki hakları yerine vermeden, tevbe istiğfarla manevi temizlenmeden gitmek. Herhalde bu da iyi bir sonuç olmasa gerektir.

Bundan dolayıdır ki maneviyat büyükleri, müminleri ikaz ederken hep fikren ve ruhen hazırlıklı yaşanmasını tavsiye ederek:

-?Mümin için ani ölüm rahmettir!? müjdesini verirler. Çünkü imanlı insan hep bilinçli ve hazırlıklı yaşar, böylece ani ölümü onu gaflet içinde yakalamış olmaz.

Deniyor ki, insan her an mümkün ve muhtemel olan emaneti teslim etme gerçeğini hatırında tutar da fikren ve zihnen hazırlıklı yaşarsa, onun ani ölümünden endişe hissedilmez. Zira onun ölümündeki anilik dıştadır, içte değildir. O mümin, kendi içinde hep hazırlıklı bulunuyor, her vakit tevbe istiğfar hissi içinde yaşıyordu. Artık onun için ani ölüm bir tehlike teşkil etmeyebilir. Hazırlıklı bulunmaktadır çünkü.

Bu sebepledir ki, uzun hastalıklardan sonra ölenlerin manen temizlendiği düşünülür, fikren ve zihnen ciddi tevbe, istiğfarlar yaptığı kabul edilir. Ahirete tam bir manevi temizlik içinde gittiği yorumu yapılır.

Resulü Ekrem Efendimiz hazırlıklı da olsa, doğrudan doğruya ölümü istemeyi tavsiye buyurmamaktadır. Şayet bir insan maruz kaldığı zorluklardan dolayı hayatından sıkılmışsa:

-Rabb?im, yaşamam hayırlı ise yaşat, ölmem hayırlı ise öldür, diye dua etmeli, mutlaka ölümü istememelidir.

İsterseniz bu fevkalade mühim konuyu tabiin büyüklerinden dinleyelim. Bakalım sahabeden sonra gelen bu büyük insanlar sohbetlerinde sıkıldıkları hayatı nasıl değerlendiriyor, nasıl düşünüyorlar?

Servi, Yusuf bin Esbat, Vüheyb bir araya gelmiş Müslümanlar arasında meydana gelen o günkü üzücü fitneleri konuşmaktalar. Sevri sohbet sırasında dindarlar arasında meydana gelen bu yakıcı fitneleri düşünerek şöyle dedi:

-Ben artık ölümü istiyorum. Çünkü toplumda kötülük ve fitneler her geçen gün çoğalıyor, onlara karışmamak için bir an önce gitmeyi arzuluyorum.

Yusuf bin Esbat da karşı düşüncesini şöyle dile getirdi:

-Ben ölümü istemiyorum. Çünkü yaşadığım müddetçe yapacağım tevbe istiğfarlardan biri kabul olabilir. Halbuki ölürsem böyle kabul olma ihtimali olan tevbe istiğfarlardan mahrum kalmış olurum.

Vüheyb de her ikisine de karşı olan düşüncesini şöyle ifade etti:

-Ben peşinen ne ölmeyi isterim, ne de kalmayı. Allah?ın takdiri ne ise ona teslim olmuşum. O neyi hakkımda takdir etmişse onu diler, onu beklerim.

Sevri bu farklı cevaptan çok memnun oldu da dedi ki:

-Vallahi içimizde en doğrusunu sen söyledin! Sen ruhanilerin sözleriyle bağladın bizi. Doğrusu, Rabb?imizin hakkımızdaki takdirine teslim olmaktır.

Evet gerçek olan budur. Rabb?imizin hakkımızdaki takdirine teslim olmak, onu sabırla, teslimiyetle beklemek.

Ancak bu bekleyiş gaflet içinde olmamalı, hazırlıksız şekilde geçmemelidir!

15.06.2005

e-posta adresi:a.sahin@zaman.com.tr

 

Habere yorum ekle      Yazıcı uyumlu sayfa      Arkadaşıma gönder

 


Diğer yazıları

 Bu Bölümde Ara:

 

BÜTÜN YAZARLAR

....

 

ANA SAYFA | MAKALELER | DUA SAYFASI | ZİYARETÇİ DEFTERİ | KISA TARİHÇE | KİTAPLARI
Dini Sorulara Cevaplar 2007 - Sitede kullanılan makaleler kaynak belirtmek suretiyle farklı sitelerde ve ortamlarda kullanılabilir.
Web: www.ahmetsahin.org - Email : mail@ org - Webmaster: webmaster@ org