DİNİ SORULARINIZA ÇÖZÜMLER

ANA SAYFA | MAKALELER | DUA SAYFASI | ZİYARETÇİ DEFTERİ | KISA TARİHÇE | KİTAPLARI
------------

 » MAKALELER

Okunma Sayısı : 2377

Bir nesil yetiştiren Gönenli Mehmed Efendi!..

 

2 Ocak 1991?de İstanbul?da Rabb?imizin rahmetine tevdi ettiğimiz Gönenli Mehmed Hocaefendi 78 senelik hayatını nasıl değerlendirdi, ne türlü bir hizmetin kurucusu ve devam ettiricisi oldu?

Vefatından on beş sene sonra rahmetle andığımız bu büyük hizmet insanını bir daha büyük bir takdirle gündemimize getirmek istiyoruz. Denilebilir ki, Gönenli Hocaefendi tek başına bir alim değil bir alemdi. ?Bir nesil yetiştirdi? demek hiç de abartılı bir ifade olmaz. Belki eksik bile kalabilir. Çünkü o, İstanbul?daki tüm camilerin harabe külliyelerini yurt gibi kullanarak okumaya çalışan yoksul öğrencilerin hem hocası hem de tüm sorumluluğunu tek başına üstlenmiş velisi, dert babasıydı. Kimsesiz öğrencilerin her türlü ihtiyaçlarını karşılamayı vazife saymış, yetiştirme azim ve aşkıyla da hocaları olmayı görevi bilmişti...

Bu sebeple ?İstanbul kazan ben kepçe? tabirini bütün ömrü boyunca yaşayan Hocaefendi?nin vaaz etmediği cami, uğramadığı çarşı, ziyaret etmediği esnaf kalmazdı. Çarşı ziyaretlerinde caddenin başından girdiğini gören ilk esnaf, anında caddenin sonuna kadar haberi uçururdu:

- Dikkat, Gönenli Hocaefendi geliyor, herkes öğrencileri için vereceği hediyesini hazırlasın!..

Gerçekten de caddenin ortasında iki yana selam vererek geçen ak sakallı, nur yüzlü Hocaefendi, sırtında çuvalla yürüyen bir gençle görünürdü... Herkes dükkanında sattığı malın cinsinden çuvalın içine koyacağını koyar, para verecek olanlar da Hocaefendi?nin pardösü cebine elini sokar, ne vermişse bir Allah bir de Hocaefendi bilirdi. Oradan bir başka caddeye, oradan da bir başka çarşı, pazara, camiye.. dur durak yoktu gün boyunca Hocaefendi için.

Yatsı namazını imamı bulunduğu Sultanahmet Camii?nde kıldırdıktan sonra mihraptan karşısında diz çökmüş bekleşen öğrencilerini süzerek sorardı:

-Senin ihtiyacın ne?

- Soğuklar başladı, kendimi koruyamıyorum. Lastiğe, meste, paltoya ihtiyacım var.

Gündüz caddelerde arkasında çuvalla dolaşan gence seslenir:

- Getir bakayım şu çuvalı. Neler çıkacak yavruların nasiplerine?

Çuval, halının üzerine dökülür, herkes lazım olan giyim kuşam ihtiyacını kapışırcasına alır. Ayakkabı, mest, gömlek, iç çamaşırı, pardösü, esnaf ne koymuşsa...

Ertesi gün Hocaefendi yine yollarda, çuvalı yine doldurma azminde... Yatsıdan sonra ise çuval yine ortada, ihtiyaç sahipleri yine karşısında...

O akşam giyim kuşam istekleri tamam. Ancak ihtiyaç sadece giyecekten ibaret değil ki! Para ihtiyacı da var işin içinde. Bu yüzden bereketi asla tükenmeyen cebinden çıkardığı avuç dolusu parayı önüne, halının üzerine döküp dağıtmaya başlayan Hocaefendi?den neden sonra aynı azimli ses yine yükselir:

- Bu akşamlık nasip bu kadarmış. Yarına Allah Kerim?dir. Harçlıklarını alamayanlar yarın gelsinler.

Hiç unutamam. Bir öğrenci ihtiyacını şöyle dile getirmişti:

- Verdiğiniz adresteki doktora gittim, muayene ettikten sonra şu reçeteyi yazdı. Şimdi sıra ilaçları almaya geldi?

Hemen eline kalemi kağıdı alan Hocaefendi bir adres yazıp uzattı:

- Bu eczaneye arkadaşınla git, sana lazım olan ilaçları versinler!..

Birlikte gittik öğrenciyle Fatih Akdeniz Caddesi?ndeki ismini hiç unutmadığım Şifa Eczanesi?ne. Kağıtta Hocaefendi?nin imzasını görünce heyecanlanan eczacı, özel bir ilgiyle raflardan ilaçları toplayıp paketleyerek öğrenciye uzatırken:

- Hocaefendi?ye hürmetlerimi arz ederim. Başka emirlerini de beklediğimi duyurun lütfen... diyerek yeni ihtiyaç sahibi öğrenci beklediğini de ima ediyordu.

Her muhitte fırıncılarla anlaşması vardı. Ay boyunca camilerde barınan öğrencilere ekmek veren fırıncılar, ay sonunda Hocaefendi?den verdikleri ekmeğin parasını alırlardı. Ancak bazen Hocaefendi fırıncıların paralarını toplayamaz, Fatih?te oturduğu evini satılığa çıkarırdı.

Bunu duyan hamiyet sahibi insanlar, fırıncıların borcunu öder, defalarca satılığa çıkan evi yine kurtarırlardı.

Bugün modern yurtlarda özel bir ilgiyle yetiştirilen bakımlı öğrencileri görünce, 1950?lerin cami harabelerinde okumaya çalışan mahrumiyet dolu günlerimizi hatırlıyor, geldiğimiz noktayı: ?Nereden nereye!..? diyerek şükür duygularıyla karşılarken, talebelerine şefkat kucağını açarak yetişmemize sebep olan aziz hocamızı rahmet ve minnetle yâd ediyoruz.

03.01.2006

e-posta adresi:a.sahin@zaman.com.tr

 

Habere yorum ekle      Yazıcı uyumlu sayfa      Arkadaşıma gönder


Diğer yazıları

....

 

ANA SAYFA | MAKALELER | DUA SAYFASI | ZİYARETÇİ DEFTERİ | KISA TARİHÇE | KİTAPLARI
Dini Sorulara Cevaplar 2007 - Sitede kullanılan makaleler kaynak belirtmek suretiyle farklı sitelerde ve ortamlarda kullanılabilir.
Web: www.ahmetsahin.org - Email : mail@ org - Webmaster: webmaster@ org