DİNİ SORULARINIZA ÇÖZÜMLER

ANA SAYFA | MAKALELER | DUA SAYFASI | ZİYARETÇİ DEFTERİ | KISA TARİHÇE | KİTAPLARI
------------

 » MAKALELER

Okunma Sayısı : 3274

ANNEMİN ANLATTIĞI İBRETLİ MENKIBE

Eskiden evlerde en lüks eşya gazocağı idi, Anadolu’nun kuş uçmaz, kervan geçmez köylerinde gazocağı hasretle anlatılır, cefakâr Anadolu kadını bu sihirli âlet hakkında anlatılanları tatlı hayallerle dinlerdi.

– Bir tarafında pompa denen bir düğme varmış. Oradan basınca yukarı fışkırır, kendi kendine yanmaya devam edermiş. Ne külü, ne de kömürü varmış.. Şehirliler hep onu kullanırmış!..

Bundan ona ne? O yine akşama kadar tarlada orak sallayıp, tırmık çekecek, eve dönüşte de bir sırt odunla gitmeyi ihmal etmeyecek. Çünkü tarlada çalışanların yemeklerini o hazırlayacaktır. Ya bir de evde odun yoksa ne olacak? Ucundan ateş fışkıran şeyleri yok ki onu yaksın. En iyisi mi bir sırt odun yüklenir, zahmetlice de olsa yakıp yemeğini pişirir, ertesi sabah azığını da heybenin bir gözüne dolduruverir.

İkide bir ağlayan sırtındaki çocuk mu? O mühim değil! Nasıl olsa bütün gün sırtında sarılı? İstediği zaman güneşin, o yakıcı sıcağında uyur, istediği zaman da uyanıp, bir ine bir kalka, tarlanın bir başından diğer başına ayağı çarıklı annesinin sırtında dolaşıp durur.

Ben annemin sırtında tarlada büyümemişim. Çünkü, annem beni sabahtan bir komşuya emanet eder gidermiş. Öğle üzeri koyunları sağmağa gelince emanet bıraktığı komşunun yanına gelip bakımımı yapar, daha sonra da yine tarlanın yolunu tutarmış. O günlerde rahmetli babam askerde olduğu için, evin bütün işini tek başına annem çevirmek zorundaymış. Bunları bana sonradan anlattılar. Ben hatırlamıyorum, ancak hatırladığım bazı hâtıralar var ki, bence hayatımın en aziz hâtıraları arasında yer almaya lâyıktır.

Öğle üzeri köy kenarındaki koyunları sağdıktan sonra, sütü eve getiren annem, alelacele namaza dururdu. Namaz sonunda koşa koşa kucağına giden ben, onun abdest suyuyla ıslanmış tülbentiyle örtülü boynuna sarıldığımda duyduğum derin neş’eyi hiçbir zaman duymamışımdır. Yünden dokunmuş seccadesinin üzerinde beni kucağına alan annem hem okur, hem de sallanırdı. İşte benim gördüğüm ana kucağı da bu andan ibaretti.

Başka çocuklar gibi ben de, içinde toz şeker bulunan yufka ekmeğinden yapılmış dürümümü gezerek yerdim. Halbuki gezerek ekmek yemek, nimetin ayaklar altına dökülmesi, çiğnenmesi demekti.

Bunun için annem bana şunu anlatırdı:

İbrahim Aleyhiselâm, Allah’a:

– Yâ Rabbi! Bunca mal, mülkten usandım, bunları bu kadar bereketlendirme. Bir kısmı ziyan olsun, diye yalvardığında O’na şöyle cevap gelmiş:

– Yâ İbrahim, malının bereketlenmemesini istiyorsan, ekmeğini eline al, şurada burada gezerek ye!.

Bunun üzerine İbrahim Aleyhisselâm eline aldığı ekmeğini bir mendilin içine koyup gezerken yemeye başlamış. Fakat malında, mülkünde bir eksilme, bir ziyan görmemiş. Aynı zenginlik, aynı bereket devam ediyor, hattâ daha da çoğalıyormuş.

Bu defa tekrar sormuş:

– Ya Rabbi! Ekmeği gezerek yiyorum, yine bir ziyana uğramıyorum. Malımdaki bereket aynen devam ediyor?

Bu defa şöyle cevap almış:

– Yâ İbrahim, sen ekmeğini geze geze yedin ama, bir mendilin içine koydun, bir tek kırıntı olsun yere dökmeden yedin. Halbuki yere dökerek yeseydin, “Bu kulum nimetin kıymetini bilmiyor” diyerek verdiğim ekmeği senin elinden alacaktım, fakat sen nimete saygıda hiç kusur etmedin, biz de malının bereketini azaltmak şöyle dursun, daha da çoğalttık!..

Annemin anlattığı bu menkıbeyi tatlı hayaller içerisinde dinler, elimdeki içi toz şekerli yufka ekmeğimin bir kırıntısını bile ayak  altına düşürmemeye gayret ederdim.

Kendi devrinin terbiyesini bütün varlığıyla yaşayan annem, benim en te’sirli hocalarımdan biri olmak vasfını hala devam ettirmektedir. Ona ömrüm boyunca minnettarım.

 

....

 

ANA SAYFA | MAKALELER | DUA SAYFASI | ZİYARETÇİ DEFTERİ | KISA TARİHÇE | KİTAPLARI
Dini Sorulara Cevaplar 2007 - Sitede kullanılan makaleler kaynak belirtmek suretiyle farklı sitelerde ve ortamlarda kullanılabilir.
Web: www.ahmetsahin.org - Email : mail@ org - Webmaster: webmaster@ org