DİNİ SORULARINIZA ÇÖZÜMLER

ANA SAYFA | MAKALELER | DUA SAYFASI | ZİYARETÇİ DEFTERİ | KISA TARİHÇE | KİTAPLARI
------------

 » MAKALELER

Okunma Sayısı : 1946

Tevratı Okuyunca

Başını iki avucu arasına almış düşünüyordu:

– Ne zaman Tevrat’ı açıp da okumak istesem, karşıma âhirzaman Peygamberinin vasıflarını bildiren satırlar çıkıyor, buna artık tesadüf demeye dilim varmıyor, kime sorsam ki?..

Hızla kalkıp dostlarının toplandığı yere gitti ve onlara zihnini kurcalayan konuyu sordu. Verdikleri cevap olumsuzca idi:

– Medine’de meydana çıkan O zât zannettiğiniz gibi bir peygamber değil, sadece akıllı bir adamdır. O’nu görmek için Şam’la Medine arasındaki çölü göze almak gereksiz bir çabadır.

O bu sözlerden gerilemedi. Aksine Yahudilerin zaman zaman geleceğinden bahsettikleri, Tevrat’ta da birçok yerlerde vasıflarının sıralandığı peygamberin bu zât olduğuna inanır gibiydi.

Sopasının ucuna taktığı azık çantasını omuzundan arkaya sarkıtarak nihayet çöle doğru açıldı. Günlerce kum tepti, aç susuz kaldı ama, yine Tevrat’ı her açışında vasıfları karşısına çıkan zâtı görme kararından caymadı.

İşte Medine’nin hudutları içine de girmişti bile. Yol kenarındaki hurmanın dibinde gölgelenen biri vardı. Fakat hayret! Gölgedeki adam fevkalâde sima güzelliğine mâlik, nûranî bir çehreye sahipti. Heyecanla sordu:

– Söyle Allah rızası için, O sen misin?

Büyük sahâbî Selmân’ın gözlerinden pırıl pırıl yaşlar akmaya başladı :

– Ben kimim, O kim?.. Ben O’nun ancak hizmetçisiyim.

– Peki O nerede?

Selmân’ın titrek sesleri boğazında düğümlendi; “Vefat edeli üç gün oldu” diyemedi. Geri dönüp gitmesinden endişe etmişti:

– Gel seni O’nun sahâbelerinin yanına götüreyim, dedi. Birlikte Mescid-i Saâdet’e girdiler.

İçeri girer girmez:

– Resûlüllah hanginiz? diye sordu. Ashâbta yeniden bir hüzün başlamıştı:

– O aramızdan ayrılalı üç gün oldu.. diyebildiler...

Sanki günlerdir çektiği yolculuktan değil de işte bu cümleden dolayı oraya yığılıp kalmıştı. Neden sonra kendine gelince:

– Ali nerede? O’nu bir tarif etseydi bari, diye sordu.

Hazret-i Ali şu cümlelerle tarife çalıştı:

– O, ne uzun boyluydu, ne de kısa... Başı yuvarlak, alnı da genişti. Gözleri siyah ve irice, kirpikleri de uzundu. Tebessüm ettiği zaman dişleri arasında pırıltılar yayılırdı. Saçlı, elleri ve ayakları etliceydi. Yürüdüğünde yüksek bir yerden yürüyormuş gibi ayağını kuvvetle kaldırırdı. İki omuzu arasında nübüvvet mührü vardı.

Dinledikçe hayreti bir kat daha artarken kendini tutamadı.

– Yâ Ali! O’nun Tevrat’taki tarifi de tıpkı böyle, okuduğumun aynını tarif ediyorsun, bizimkiler her ne kadar âhirzaman peygamberi Yahudilerden gelecektir, diye inad ediyorlarsa da kesinlikle inanıyorum ki, son peygamber işte budur. Beni lütfen O’nun kabrine götürür müsünüz?

Ashâb hep birlikte kalkıp biraz ötedeki Ravza-i Mutahhare’ye vardılar:

– İşte, O’nun merkad-i mübareki! dediler.

Bambaşka duygular içinde bir başka âleme göçmüş gibiydi. Ellerini kaldırdı, yalvarmaya başladı:

– İlâhî! Şu merkadin içinde yatan Zât’ın senin son resûlün olduğuna îmân ettim. Sen birsin, ortağın ve benzerin yok. O da senin âhirzaman peygamberindir, asla şüphe etmiyorum. Benim şu anda İslâm’a girişimi kabûl buyurursan ruhumu burada kabzeyle, beni bir daha ötekilerin yanına gönderme!

Cümlesi burada tükenmiş, sesi âdeta boğazına kısılmıştı. Koşarak koluna giren sahâbeler O’nu biraz öteye çekerek yere uzattılar. Bu sırada ashâb hep şu âyeti terennüm ediyorlardı:

– İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râci’ûn! Baki’ mezarlığına götürelim!.

 

....

 

ANA SAYFA | MAKALELER | DUA SAYFASI | ZİYARETÇİ DEFTERİ | KISA TARİHÇE | KİTAPLARI
Dini Sorulara Cevaplar 2007 - Sitede kullanılan makaleler kaynak belirtmek suretiyle farklı sitelerde ve ortamlarda kullanılabilir.
Web: www.ahmetsahin.org - Email : mail@ org - Webmaster: webmaster@ org