DİNİ SORULARINIZA ÇÖZÜMLER

ANA SAYFA | MAKALELER | DUA SAYFASI | ZİYARETÇİ DEFTERİ | KISA TARİHÇE | KİTAPLARI
------------

 » MAKALELER

Okunma Sayısı : 2257

GÜNAHA KARŞI DUYARLI OLMAK

Bugünkü toplum hayatında öyle günah ve fitnelerle karşı karşıyayız ki, saadet asrı mü’mini bunlardan sadece birine kazara maruz kalsa dağlara çıkıyor, günlerce feryâd ve figan edip göz yaşları içinde tövbe, istiğfarda bulunuyordu.

Sizlere bu konuda ibretli olduğu kadar da hayretli bir olayı arzetmek isterim. Herhalde günahlardan kaçmak, bir hatâya maruz kalınca pişmanlık duymak noktasında örnek bir vak’a bu.

İnsan bu gibi hâdiseleri öğrenince dakikalarca düşünüyor, uzun uzun tefekküre dalıyor. Daha ciddî şekilde nefis muhasebesi yapma imkânı buluyor.

El-İsâbe’den hülâsa ettiğim ibretli olay şöyle cereyan eder:

Ashaptan Abdurrahman’ın oğlu Sa’lebe, Resûlüllah’ın hizmetkârlığını yapmakta, böyle şerefli bir görevde bulunmanın huzurunu yaşayıp, şükrünü edâ etmektedir.

Bir gün Resûl-i Ekrem Hazretleri bu Zâtı, Ensârdan birinin evine gönderir, ev sahibi zâtı çağırmasını söyler. Sa’lebe, hemen yola çıkar ve sahâbenin evine gelir. Kapı ile duvar arasındaki kovuktan açılmış olan delik, içerisini gösterir haldedir.

Sa’lebe de buradan bakınca, içeride yıkanan bir kadını görür.

Hemen yüzünü çevirip, çekilmesi lâzım geldiği halde, o, bunu yapmaz, şeytanına uyar, nefsine tâbi olur, bakışlarını tekrar ettirir. Halbuki Resûlüllah Aleyhisselâm, kazâra bakışlar günah getirmese de, kasdî bakışların azâba vesile olacağını bildirmiştir. Onu o an için hesaba katmaz.

Bu fitneli an, şimşek çakması kadar kısa sürer ve derhal kendine gelen Sa’lebe, bu davranışının muhasebesini yapmaya başlar.

Şiddetli bir düşünce alır kendisini. Emanete hıyanet ettiğini, Resûlüllah’ın itimat edip de gönderdiği evin içindeki mahreme baktığını, mü’min kardeşinin nikâhlısına şehvetle nazar ettiğini... düşünür.

Düşündükçe titrer, günahının altında ezildiğini hisseder. Nihayet, artık kendinin Allah Resûlünün huzuruna dönmeye lâyık olmadığı kararını verir.

Âdeta irade dışı bir gidişle Medine kenarına çıkar, Mekke’ye doğru yürümeye başlar. Çöle doğru açılarak az sonra gözlerden kaybolur.

Beri tarafta Sa’lebe’yi bekleyen Resûlüllah, onun gelmeyişini merak eder. Bekleyiş bir, iki gün derken, bir ayı bulur. Şüpheler, tereddütler, söylentiler etrafa yayılır. Tam kırkıncı günü vahiy gelir. Durumu Resûlüllah’a bildirir:

– Sa’lebe, Mekke’ye doğru giderken birbirine bakan iki büyük dağın dibindeki derede üzüntü, keder içinde tövbe istiğfardadır. Elemi şiddetli, teessürü büyüktür!

Resûl-i Ekrem Hazretleri derhal emir verir:

– Yâ Ömer, Selmân’ı da alarak hemen Cebrâil’in tarif ettiği üzere, Mekke’ye doğru git. Birbirine bakan iki büyük dağın dibindeki dereyi bul ve Sa’lebe’yi alıp getir.

Atlarına binen iki sahâbi, tarif edilen yere doğru yola çıkarlar. Mekke cihetinde tarife uyan iki büyük dağı bulurlar. Bu sırada karşılaştıkları (Deffafe) adındaki çobana sorarlar.

Çoban:

– Günahlarından mahcubiyet duyduğu için günlerdir şu derenin dibinde göz yaşı döküp ağlayan adamı mı arıyorsunuz? diyerek yerini haber verir.

Bulup Medine’ye getirirler.

Ne var ki Abdurrahman oğlu Sa’lebe, bundan sonra iflâh olmaz. Duyduğu derin mahcubiyet, hissettiği günah korkusu onu daha fazla yaşatmaz.

Bu hâdiseyi anlatan (El-İsâbe) der ki:

– Sa’lebe bin Abdurrahman’ın hastalığı da, ölümü de günahının korku ve mahcubiyetinden olmuştur!

 

 

 

....

 

ANA SAYFA | MAKALELER | DUA SAYFASI | ZİYARETÇİ DEFTERİ | KISA TARİHÇE | KİTAPLARI
Dini Sorulara Cevaplar 2007 - Sitede kullanılan makaleler kaynak belirtmek suretiyle farklı sitelerde ve ortamlarda kullanılabilir.
Web: www.ahmetsahin.org - Email : mail@ org - Webmaster: webmaster@ org