DİNİ SORULARINIZA ÇÖZÜMLER

ANA SAYFA | MAKALELER | DUA SAYFASI | ZİYARETÇİ DEFTERİ | KISA TARİHÇE | KİTAPLARI
------------

 » MAKALELER

Okunma Sayısı : 2148

ATEŞE TAPMAYI TERKEDEREK MÜSLÜMAN OLAN KARDEŞİN HİKAYESİ

İki kardeştiler... Küçüğü kırk, büyüğü altmış yaşındaydı. Demek ki, biri kırk senedir, öteki de altmış yıldır yanlış yoldaydılar. Çünkü, ateşe tapıyorlardı.

Nihayet, küçüğünün zihnini kurcaladı bu hal. Bir gün büyüğü ile sohbet ederken, fikrini açıkladı:

– Sen altmış ben de kırk yıldır ateşe ibadet ediyoruz. Gel, seninle elimizi bu ateşe bir sokalım. Bakalım bunca senedir yaptığımız ibadetin hatırını sayıp da bizi yakmaktan vazgeçecek mi?

Büyüğünün de aklına yatmıştı bu fikir. Hemen tapındıkları ateşin karşısına geçtiler. Önce büyüğü kolunu sıvadı ve ateşin içine doğru soktu.

Ne var ki, elini ateşe sokmasıyla çekmesi bir oldu. Bu kadarcık bir yaklaşmaya bile müsamaha göstermeyen ateş, el ve kol üzerindeki tüyleri yakmış, deriyi de dağlamıştı...

Bu defa küçüğü denedi aynı şeyi...

Ateş hiç aman vermiyordu. Onun da elini, kolunu yakıp, kızarttı.

Bu netice karşısında düşünmeye başladılar. Küçük diyordu ki:

– Biz senelerdir bu ateşe tapıp ibadet ediyoruz, ama görüyorsun ki, hiç de ibadetimizi hesaba katmıyor, bizi tanımıyor. O halde neden hâlâ tapınmaya devam edeceğiz buna? Gidelim, kendimize doğru bir yol arayıp, sağlam bir din bulalım...

Büyüğü itiraz etmedi bu teklife, birlikte yola koyuldular. Bağdat sokaklarından geçerken, halkın bir adamın yanında toplandığını gördüler.

Yaklaşıp, dinlemeye başladılar. Nur yüzlü zat halka hitap ediyordu. Ama sözleriyle sanki kendilerini hedef alıyordu:

– Ey mü’minler! Ateş, ateştir. Onu yaratan Rabbimiz ona yakma vasfını vermiştir. Dünya durdukça ateş yakıcılık özelliğini muhafaza edecektir. Ateş, ne kendine tapanı tanır, ne de reddedeni!

İki kardeş biraz geriye çekilip, fısıldaştılar. Küçüğü:

– Allah’a yemin olsun ki, bu zat doğru söylüyor. Ben hemen Müslüman olacağım, dedi. Büyüğü bu teklife:

– Gerçi seninle bir din aramaya çıkmıştık ama, altmış senedir devam ettirdiğim dinimi terkedersem, bütün yakınlarım beni hem ayıplar, hem de iş vermezler. Perişan kalıp sıkıntıya düşmekten kendimi kurtaramam. Bunun için ben eski dinimde kalmak istiyor, senin de kalmanı tavsiye ediyorum! diye cevap verdi.

Buna karşı:

– Sen ne istersen öyle yap. İşte ben gidiyorum, diyen küçük kardeş, konuşan zatın yanına varıp niyetini açıkladı:

– Ben kırk senedir, ateşe ibadet eden bir mecûsiyim. Ancak şu anda bu gafletten kurtulmak istiyorum. Ne emredersiniz İslâm’a girmem için?...

– Hiçbir şey istemeyiz senden. Sadece Allah’ın birliğini, peygamberinin hak olduğunu; kitapların, meleklerin, öldükten sonra dirilmenin varlığını kabul edip iman et. Sonra da namazına, orucuna başla, gerisini zamanla öğrenirsin.

Genç kardeş, hemen orada İslâm’a girdi ve huzurlu, sevinçli bir hal ile evine döndü.

Ne var ki, onun İslâm’a girdiği bütün mecûsilerce duyulmuş, ona iş vermemek, komşuluk etmemek hususunda ittifak etmişlerdi.

Bu yüzden çalıştığı işlerin hepsinden de uzaklaşmak zorunda kaldı. Kimse yeni bir iş vermedi. Para kazanma yolu teklif etmedi. Perişanlık kapıyı çalmaya başladı.

Yokluğun birinci günü çocuklarını (Çalıştığım adam yevmiyemi yarın verecek) diye ümid vererek bekleten genç, ikinci günü de iş bulamayıp, para kazanamayınca, el açıp yalvardı:

– İlâhi! Beni aile ve çocuklarım nezdinde mahcup eyleme! Girdiğim bu Hak yoldan geri dönmeme sebeb olacak imtihanlardan beni muhafaza eyle!

Genç üçüncü gün için ailesine yeni ümidler verdi. (Çalıştığım adam bugün yevmiyemi verecek) diye vaadde bulunarak sabah evden ayrıldı.

Ne var ki, o gün de ne bir iş teklifi aldı, ne de eski dostlarından birine rastlayıp da bir yardım almayı temin edebildi.

Düşüne düşüne yine evin yolunu tutarken, dizlerinin bağı çözülmüş, gözlerinin feri sönmüş, aç ve perişan bekleyen çoluk çocuğa beyan edecek bahane bulamaz olmuştu.

Kapıya geldiğinde iyice halsizleşen genç, beyan edecek özür düşünürken, güleryüzle kendisine açılan kapının arkasından bir sevinç ve şenliğin varlığına tanık oldu.

Hanımı durumu şöyle anlattı:

– Çalıştığınız zat, üç günlük yevmiyenizi bugün öğle üzeri gönderdi. Bir de mektup emanet etti. Ben de o parayla hemen yemekler pişirip, hazırlık yaptım. Çocuklar bu yüzden neş’eli ve şakraktırlar.

Heyecanla mektubu açan genç şu satırları okudu:

– Sen bizim sohbetimizle İslâm’a girince peşinize taktığımız adamımızla durumunu tahkik ettirdik, halini inceledik. Çevrendeki mecûsîlerin seni ekonomik ablukaya alacaklarını tahmin etmiştik. Aynen öyle olduğunu görünce, bu mütevazi yardımı gönderdik. Bundan böyle sıkıntıya düştüğün her an, gelip bizden muhtaç olduğun yardımı alabilirsin. Artık biz din kardeşiyiz.

İmza: Konuşmasını dinleyerek İslâm’a girdiğin, Mâlik bin Dinar.

 

....

 

ANA SAYFA | MAKALELER | DUA SAYFASI | ZİYARETÇİ DEFTERİ | KISA TARİHÇE | KİTAPLARI
Dini Sorulara Cevaplar 2007 - Sitede kullanılan makaleler kaynak belirtmek suretiyle farklı sitelerde ve ortamlarda kullanılabilir.
Web: www.ahmetsahin.org - Email : mail@ org - Webmaster: webmaster@ org