DİNİ SORULARINIZA ÇÖZÜMLER

ANA SAYFA | MAKALELER | DUA SAYFASI | ZİYARETÇİ DEFTERİ | KISA TARİHÇE | KİTAPLARI
------------

 » MAKALELER

Okunma Sayısı : 2131

GÖNLÜ ZENGİN AK SAKALLI İHTİYAR SATICI

O gün sessiz, fakat devamlı bir yağmur vardı. Sokağa çıkan herkes önceleri birşey hissetmiyor, ancak biraz sonra sırtındaki ceketin ağırlaştığını, sırılsıklam olduğunu kolayca anlıyordu.

Lâleli camiinin avlusuna çıkmıştım. Oradan denize doğru şöyle bir bakacak, yağmur tanelerinin denizin durgun sularına nasıl düştüğünü seyredecektim. Öğle namazını kılan cemaat çekilmiş, avlu birden tenhalaşmıştı.

Ben, mermer merdivenlerin başından denize doğru bakarken, dış avludan ak sakallı biri girdi içeriye... Elinde camlı bir kutu ile ilerleyen ihtiyarın, peksimet satan bir fakir olduğu, her halinden belli idi. Beyaz bir naylon örttüğü başından aşağıya süzülen yağmur suları zaman zaman beyaz sakalına da sızıyor. Kanı kaçmış beyaz yüzünde pırıl pırıl dolaşarak yere damlıyordu.

Hayat yükü, yaşlılıkla birleşip, ağırlaştığını hissettirince, zayıf, nahif bedeni iyice çökmüş, puslu camın içindeki peksimetlerin bir kısmının halen satılmayışı onu biraz daha yormuştu.

Birkaç adımlık mesafeyi, birkaç defa dinlenerek yürüyen ihtiyar, nihayet basamaklara yukarı tırmandı. Artık dikkatim, olanca tecessüslerimle onun üzerindeydi. İçimden neler geçmiyordu. Keşke elimde bol imkân olsaydı da bu ak sakallı zata hayatı böylesine meşakkatli bir yük olmaktan çıkaran bir çare bulsaydım. Ona camiden eve, evden camiye gidecek bir ortam hazırlasaydım. Ömrünün sonunda huzur ve istirahat içinde iken gitseydi bu âlemden. Ne var ki, benim maddî durumum da parlak sayılmazdı. Ne belli başlı bir yardımda bulunabilir, ne de derdine bir çare olabilirdim onun.

Ama hiç olmazsa peksimet de alamaz mıydım? Satamadığı peksimetlerden birkaç tane alır, hem ben öğle yemeğini yemiş, hem de ona belki de günlük harçlığını kazandırmış olurdum. Parlak fikirdi. Hemen iki basamak aşağı indim. Ve cebimden çıkardığım bir kâğıt parayı uzattım:

– Amca bey! Bana iki tane peksimet verir misiniz?

Beklenmedik bir andaki bu müşteri onu sevindirmişe benziyordu. Titrek elleriyle hemen başındaki beyaz naylonunu düzelttikten sonra, camekânını mermer basamağa koydu. Kapağını açtı. Çiseleyen yağmur tanelerinin içine düşmemesi için belli bir itina ile iki peksimeti kâğıda sarıp bana uzattı.

Geriye paranın üstünü iade etmek kalıyordu. Halbuki ona içimden ağlıyordum; acıyıp, yardım etmek istiyordum. Ama yardım edecek belli bir imkânım da yoktu. Şu kadar var ki, paranın üstünü almamak mümkündü. Bu benim için fazla birşey değildi. Onun için ise günlük kazancının birkaç misli demekti.

O, ak sakalından yağmur taneleri süzülürken, titreyen elleriyle yamalı ceketinin yırtık ceplerinde bozuk para arayıp paramın üstünü vermeye uğraşıyordu. Gülümseyen, şefkatli bir çehre ile kendisine âdeta rica ettim:

– Kalsın, kalsın!

Ve hemen basamaklardan yukarıya çıkmaya başladım. Maksadım hemen uzaklaşmaktı. Ama ciddî bir ses, kararlı bir itiraz beni yerime mıhladı.

– Hayır, hayır! Rica ederim alın paranızın üstünü. Ben günlük rızkımı kazanmış birisiyim. Bak bunları da sen alınca geride sadece dört peksimet kaldı, onu da satarım inşaallah. Lütfen siz alın paranızın üstünü!

Biraz bekledim. Almak istemediğimi belli etmeye çalıştım. Ne mümkün? Kararlı ve ısrarlı tutumundan belli idi ki, paranın üstünü kabul etmeyecek. Dönüp parayı alırken kendimden utandım ve içimden öyle bir feryat koptu ki, sesimi bütün ruhanîlerin duyduğuna kaaniim..

– Ey ak sakallı ihtiyar! Sen bütün zenginlerden daha zengin, bütün gençlerden daha gençsin!

Senin o minnetsiz ve gözü tok halini hatırladıkça gençliğimden utanıyorum. Cebi zengin, gönlü fakirlere senin duanı bekliyorum.

Nerde sen, nerde biz?

 

....

 

ANA SAYFA | MAKALELER | DUA SAYFASI | ZİYARETÇİ DEFTERİ | KISA TARİHÇE | KİTAPLARI
Dini Sorulara Cevaplar 2007 - Sitede kullanılan makaleler kaynak belirtmek suretiyle farklı sitelerde ve ortamlarda kullanılabilir.
Web: www.ahmetsahin.org - Email : mail@ org - Webmaster: webmaster@ org