DİNİ SORULARINIZA ÇÖZÜMLER

ANA SAYFA | MAKALELER | DUA SAYFASI | ZİYARETÇİ DEFTERİ | KISA TARİHÇE | KİTAPLARI
------------

 » MAKALELER

Okunma Sayısı : 6528

MEHMED-İ BİCAN’IN MUHAMMEDİYESİ NASIL KABÛL GÖRDÜ?

Osmanlı Müslümanı dinî hayatını korumak için devamlı kitap okur, İslâmî konularda kendini daima koruma altında tutardı. Nitekim toplu halde odalarda, misafirhanelerde kitap okumak alışkanlığı vazgeçilmez bir âdetti. Bilhassa geceleri toplandıkları hanlarda, misafir odalarında okudukları İslâmî eserler günümüze kadar gelmiş, bunların bir kısmı günümüz Müslümanları tarafından sadeleştirilerek okunur halini muhafaza etmiştir.

Bir çoklarının hatırladığı Karadavud, Mızraklı İlmihal, Ahmediye ve Muhammediye bu İslâmî eserlerden bazılarıdır.

Muhammediye adlı eserin geçmişi, İstanbul’un fethi öncesine kadar uzanmaktadır. Zaten Muhammediye’nin yazarı Mehmed-i Bican, üç senede yazdığı eserini tamamladıktan sonra İstanbul’un fethinden beş altı sene önce Gelibolu’da vefat etmiş, geriye asırlarca okunacak bu kıymetli eseri bırakmıştır.

Gariptir ki, tasavvufî izahlarla dolu olan bu eseri başlangıçta fıkıh âlimleri pek kabul etmek istememişler, halkın bazı konuları yanlış anlayacağını düşünerek yaygınlaşmasına taraftar görünmemişlerdir.

Ne var ki, aradan geçen zaman bunun yanlış anlamaya müsait olmadığını göstermiş, okuyanlarda sadece imanî ve İslâmî bağlar kuvvetlenmiş, dinî titizlik görünür olmuştur.

Bu konuda sırlı bir olayı arzedeceğim sizlere. Öyle sanıyorum ki, Muhammediye’nin yazarı Mehmed-i Bican’ın bu kerametini görünce sizler de ibretle düşünecek, maneviyat dünyanıza bir şevk daha geldiğini hissedeceksiniz...

Gönlünde Resulüllah aşkı had safhaya ulaşan Mehmed-i Bican, dostlarının da teşvikiyle Resulüllah’ın sünnetini, mucizelerini, daha bir çok vasıf ve özelliklerini yazmayı düşündüğü Muhammediye adlı eserini üç sene gibi gece gündüzlü bir çalışma sürecinde tamamlandıktan sonra, zamanın Şeyhülislam’ına mühürletmek ister.

Bunun için Gelibolu’dan bir yakınını çağırır, ona şöyle bir tenbihte bulunur:

– Bu Muhammediye’yi al ve Edirne’deki herkesin itibar ettiği bir âlim olan Şeyhu’l-İslâm’a götür, okusun, mühürlesin ki, Müslümanlar da nüshalar yazıp çoğaltarak evlerde, odalarda, hanlarda okusun, imanlarını kuvvetlendirsinler!..

Mehmed-i Bican, ayrıca muhtemel bir itiraza cevap da vermek ister ve der ki:

– Şu mektubu da al, kitabı okuyan hoca efendi, mühürlemek istemezse kendisine ver.

Postalık görevi yapan zat kitabı alır, Edirne’deki adı geçen âlime götürür. Kitabı şöyle bir evirip çeviren hoca efendi, bazı konuların halkın seviyesinden çok derinlerde mübalağa ile izah edildiğini, tasavvufî konuları böylesine derinliklerde izahın yanlış yorumlara sebep olacağını ifade ile mühürlemeden geri vermek ister ve şöyle der:

– Gelibolu, balığın çok yendiği bir sahil şehridir. Balığı çok yiyende (oltaya gelen balık gibi) ahmaklık başlar!

Bu itham üzerine posta, cebinden çıkardığı mektubu uzatır:

– Efendim, şu mektubu da size vermemi emretmişlerdi.

Mektubu aceleyle açan hoca efendi, bakar ki tek satırlık yazı, aynen şöyle:

– Allaha yemin ederim ki, balık yeme düşkünlüğüm yoktur, hoca efendi.

İkisi de şaşırır, sessiz bakışmalar ikisini de düşündürür... Hoca efendiye, mührü basmaktan başka çare kalmaz.

 

....

 

ANA SAYFA | MAKALELER | DUA SAYFASI | ZİYARETÇİ DEFTERİ | KISA TARİHÇE | KİTAPLARI
Dini Sorulara Cevaplar 2007 - Sitede kullanılan makaleler kaynak belirtmek suretiyle farklı sitelerde ve ortamlarda kullanılabilir.
Web: www.ahmetsahin.org - Email : mail@ org - Webmaster: webmaster@ org