DİNİ SORULARINIZA ÇÖZÜMLER

ANA SAYFA | MAKALELER | DUA SAYFASI | ZİYARETÇİ DEFTERİ | KISA TARİHÇE | KİTAPLARI
------------

 » MAKALELER

Okunma Sayısı : 2560

KİNİNİ TESKİN İÇİN PUTPEREST MOĞOLLARLA İŞBİRLİĞİ YAPAN Şİİ ÂLİM

Halife Mu’tasım’a yazdığı bir kitabı getiren Nâsıruddin Tûsî, bunun kıymetini, üstünlüğünü ifade ile Halife’den mükâfat beklemiş, ancak Mu’tasım’ın Şeyhülislam’ı, Şiî âlim Tûsî’nin kitabını evirip çevirdikten sonra:

– Böyle bir eser getireceğinize, Maverâünnehir’den bir çift öküz getirseniz daha kıymetli olurdu? demiş.

Bu söze Şiî âliminin beyni kaynamış:

– Biz buraya öküz getirmesini de biliriz! diyerek Abbasi Halifesi Mu’tasım’ın Şeyhülislâm’ının huzurundan çıkıp doğruca soluğu Cengiz’in torunu putperest Hülâgû’nun yanında almış:

– Hâkanım, Bağdat Halifesinin hazineleri sizlere lâyıktır. Ne güne durursunuz? diye tahrike başlamış.

Göktanrı adında bir puta tapan Hülâgû:

– Abbasî Halifeleri Peygamber torunlarındandır, onlara kılınç çekersek, Göktanrı bize yağmur yağdırmaz, diye karşılık vermesi üzerine, Şiî Nâsıruddin Tûsî:

– Eğer Resûlüllah’ın sülâlesine kılınç çekenlere Göktanrı yağmur vermeseydi, bundan çok daha evvel, İmam-ı Hasan ve Hüseyin’i şehid edenlerin zamanında yağmur kesilirdi,” diyerek Hülâgû’yu Bağdat üzerine yürümeye teşvik ile, Halife Mu’tasım’a ağır bir mektup yazdırmayı başarmış.

Herşeyden habersiz saf Mu’tasım’ın Şiî olan hâin veziri İbn-i Alkamî, bu mektubu alır almaz, Halife’nin haberi olmadan, onun adına Hülâgû’yu iyice zıvanadan çıkaracak bir cevap yazıp göndermiş. Tabiî ikinci hâin Tûsi, mektubu Hülâgû’nun huzurunda iki kat daha tahrikli okuyup, tefsir edince, muratlarına ermiş ve Hülâgû’yu Bağdat üzerine yürütmüşler.

Sıra oyunun ikinci perdesine gelmiştir.

Bağdat kenarına gelen Hülâgû’yu sulh için karşılamaya giden Mu’tasım’ın veziri İbn-i Alkamî, dönüşte:

– Hülâgû, kızını oğlunuza vermek niyetindedir. Buna razı olup, nişan için kendisini ziyarete gidiniz! Bu suretle muhtemel bir felâketin önüne geçmiş oluruz, diyerek Halife Mu’tasım’ı kandırmış! Kendisini kuvvetli ve birlik halinde göstermek niyetiyle, birçok etrafı ile Hülagû’nun Bağdat dışındaki çadırlarına dünürlük için gelen saf Mu’tasım, etrafı ve etbâı ile hürmetle karşılanır. Adamları bir yere misafir edildikten sonra, kendisi alındığı hususî bir çadırda boğularak, koyulduğu bir torba içinde süvarilerin atlarına tepeletilir.

İşte bu sırada, Mu’tasım’ın Şeyhülislâm’ına haber gönderen Şiî âlim Nâsıruddin Tûsî:

– Biz Bağdat’a öküz getirmesini de biliriz! diyerek kitabının beğenilmemesinden doğan kinini teskin etmeye çalışır.

Hülâgû riyasetinde Bağdat’a giren Moğollar kütüphanedeki milyonlarca cilt İslâm eserlerini Dicle nehrine atarlar, yazma eserlerin üzerini örttüğü Dicle nehri, günlerce mürekkep boyası ile boyanmış olarak akar.

Sapık Nâsıruddin Tûsî ile onun gizli adamı İbn-i Alkamî ise, Hülâgû’nun nezdinde umdukları itibarı göremezler. Vezirlik mertebesinden düşüp, yeni bir makama da çıkamadığı için aynı sene içinde kahrolan İbn-i Alkamî, katline sebeb olduğu (sekiz yüz bin) Müslümanın arkasından aynı sene içinde cezasını bulur.

Gariptir ki, bu sene içinde Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi dünyaya gelir ve Osmanlılar işe el koyuncaya kadar da bellibaşlı bir Müslüman devleti kurulamaz.

İşte Şiî Nâsıruddin Tûsî ile Mu’tasım’ın Şeyhülislâmı birbirleriyle uğraşırken, Hülâgû her ikisini de perişan ederek, koskoca Abbasî devletine böylece son vermiştir.

 

....

 

ANA SAYFA | MAKALELER | DUA SAYFASI | ZİYARETÇİ DEFTERİ | KISA TARİHÇE | KİTAPLARI
Dini Sorulara Cevaplar 2007 - Sitede kullanılan makaleler kaynak belirtmek suretiyle farklı sitelerde ve ortamlarda kullanılabilir.
Web: www.ahmetsahin.org - Email : mail@ org - Webmaster: webmaster@ org