DİNİ SORULARINIZA ÇÖZÜMLER

ANA SAYFA | MAKALELER | DUA SAYFASI | ZİYARETÇİ DEFTERİ | KISA TARİHÇE | KİTAPLARI
------------

 » MAKALELER

Okunma Sayısı : 2138

İslam topluma insan ve islam kardeşliğiyle baktırıyor.

Bu bağın biri, insan kardeşliğidir. İkincisi de İslam kardeşliği... Başka ihtimali yoktur bu bakışın. Hazret-i Kuran, Müslüman'a böyle ikazda bulunuyor:

-Hepiniz Adem'in çocuklarısınız. Babanız Adem, anneniz de Havva'dır. Öyle olunca aynı baba ve annenin çocukları en başta peşinen kardeştirler. Hem de insan kardeşi... Sonra bu insan kardeşliğine bir de inanç kardeşliği ilave edilirse bu defa insan kardeşliği, İslam kardeşliğiyle pekişir, iki katlı kardeşlik meydana getirilmiş olunur. Artık insan kardeşliği, İslam kardeşliğiyle perçinlenen toplumun kamplara bölünüp birbirine hasım hale getirilmesi imkansız olur.

Demek ki İslam, toplumu birbirine öylesine bağlayıp kucaklaştırıyor ki, herkes birbiriyle mutlaka kardeş oluyor. Önce insan kardeşi, sonra buna ilaveten İslam kardeşi.

Evet, Müslüman çevresine bu duygu ile bakmaya kendini mecbur bilir. Bu mecburiyet önce insan kardeşliğiyle başlar, hemen arkasından da katlanarak İslam kardeşliğiyle zirveye yükselir.

Toplumu böylece kardeşlik duygularıyla birbirine bağlayan İslam, bununla da kalmıyor, bu kardeşlik duygusunu zayıflatıp yıpratacak iki yaygın kötülüğü de yasaklıyor. Hem de büyük günahlardan sayarak yasaklıyor.

Neymiş kardeşliği zayıflatacak iki yaygın günah?

Birincisi, kardeşlerin toplum içinde birbirinin maddi hakkını gasp etmesi, yani kul hakkı yüklenmesi. İkincisi de manevi kul hakkı, yani birbirinin gıybetini yapıp aleyhinde konuşarak manevi hakkını almış olması..

Kardeşlik münasebetlerini sarsacak bu iki yaygın tutumu da İslam haram kılar, kardeşlerin bu türlü hak ihlallerine yasaklar koyar.. Hatta kul hakkını Rabb'imiz şehitlerden bile affetmez.

Bu sebeple maddi kul hakkını almış olan bir insan, bu hakkı hak sahibi kardeşine ödemekle ancak kurtulabilir. Şayet hak sahibi vefat etmişse bu defa da mirasçısına bu hakkı öder, kul hakkından ancak böyle kurtulmuş olur. Şayet bu hak maddi kul hakkı değil de kardeşinin arkasından konuşup gıybetini yapmak suretiyle yüklendiği manevi kul hakkı ise, orada birazcık durup düşünmelidir. Çünkü manevi kul hakkı, aslında ödenmesi daha zor bir haktır. Zira, aleyhine konuşarak gıybetini yaptığı kardeşinin mirasçısına para ödeyerek helalleşmesi mümkün değildir. Gıybetini yaptığı insan (vefat etmişse) mahşerde doğrudan yüz yüze gelerek helalleşmek mecburiyetinde kalacaktır..

Çünkü manevi hak, yani gıybetini yapıp itibarını düşürdüğü kardeşinin haysiyeti, parayla ödenecek kadar basit bir hak değildir. İnsanın haysiyeti, itibarı parayla satın alınamaz.

O bakımdan toplumdaki kardeşinin gıybet hakkı, maddi kul hakkından da ağır bir hak olarak görünmektedir.

Demek ki İslam, toplumu iki katlı kardeşlik duygusuyla bağlamakla kalmıyor, bu kardeşliğimizi yıpratıp zedeleyecek davranışlara da yasaklar koyuyor, maddi manevi kardeş hakkını almamaya da dikkatimizi çekiyor..

Anlaşılan odur ki, toplumun birlik beraberliğini korumak isteyenler, insanların dindarlaşmasına kuvvet vermeli, dinin kucaklaştıran bu kardeşlik anlayışını yaygınlaştırmaya gayret etmeliler..

Hatta dinden korkup ürkenler bile bu vehimlerinde yanıldıklarını artık anlamalı, toplumun birbirlerine dini değerle bakmaya ihtiyacı olduğunu görmeliler. Çünkü din toplumu önce insan kardeşi yapmakta, hemen arkasından da İslam kardeşi olarak ilan etmekte, bunun yerine benzeri bir kardeşliği başka hiçbir görüş koyamamaktadır.

Öyle ise İslam'ın vaz ettiği bu karşılıklı kardeşlik anlayışı her fırsatta öne çıkarılmalı, toplumda etkisini tam olarak gösterecek bir ilgiyle hep gündemde tutulmalıdır.

Şayet toplumun birbirine kardeşçe bakmasını istiyorsak tabii...

....

 

ANA SAYFA | MAKALELER | DUA SAYFASI | ZİYARETÇİ DEFTERİ | KISA TARİHÇE | KİTAPLARI
Dini Sorulara Cevaplar 2007 - Sitede kullanılan makaleler kaynak belirtmek suretiyle farklı sitelerde ve ortamlarda kullanılabilir.
Web: www.ahmetsahin.org - Email : mail@ org - Webmaster: webmaster@ org